MOTİVASYON KÖŞESİ

İÇİNDEKİLER

    Bazen bir sınava çalışırken, bazen kendimiz için bir proje üretirken bazen de önümüze bir hedef koymuşken ve yolun tam ortasındayken, yaptığımız işe devam etmek için, kendimizde yeterli gücü bulamayabiliriz. Böylece, çok büyük bir hevesle çalışmaya başlar, sonrasında ise yavaş yavaş dikkatimizi, hevesimizi kaybederiz. 

    Bu olay bütün insanların başına gelebilir. Eğer bu konuda en ufak bir şüpheniz varsa ve kendinizi yalnız hissediyorsanız, Youtube da motivation yazıp çıkan videoların izlenme sayısına bi göz atabilirsiniz. Ne kadar kalabalık bir topluluğa dahil bir birey olduğunuzu anlamanız 30 saniyeden az zamanınızı alacaktır. Dediğim gibi bu konuda ilk ve tek değilsiniz. Ve aslında bu durumu kullanabileceğiniz bir avantaja çevirmek de size kalmış. İnsanların tecrübelerinden faydalanabilirsiniz,

    Size bu konuda yardımcı olabilmek adına bu sayfayı kurdum ve işte benim internette denk geldiğim ve ilgimi çeken araştırmalar ve güzel videoların, benim de yorumumun içinde olduğu özetleri…

1- SABIRSIZLIK

    Evet, Teknoloji İşlerimizi Yapmamızı Kolaylaştırırken Aynı Zamanda Biz Farkında Olmadan, Bizleri Sabırsız Birer Birey Olmaya Yöneltiyor. Artık Teknoloji Sayesinde Her İstediğimize Geçmiş Yıllara Nazaran Çok Kısa Sürelerde Ulaşabiliyoruz. Birşey Satın Almak İstersek Mağazaya Gitmemize Gerek Yok, Düzinelerce Sanal Mağaza Var. Hatta Aynı Ürünün Farklı Adreslerdeki Fiyatlarını Görmek Artık Mümkün, Hatta Çok Olağan Bir Durum. Okumak İstediğiniz Kitaplar Farklı Formatlarda Tek Tıkla İndirilmek İçin Bizleri Bekliyor, Özeti Bana Yeter Diyorsanız, Evet Kitap Özetleri De Var Ve Evet Ozetler De Tek Tıkla Mobil İletişim Cihazınızda. 

    Teknolojinin Hayatımıza Kattığı Hıza, Yukarıdaki Örnekleri Göz Önünde Bulundurarak Baktığımızda Hiçbir Olumsuz Taraf Görünmüyor Tabi. Ancak Eskiden Elde Etmek İçin Çaba Sarfettiğimiz Bazı Şeyler İçin Şimdi Çaba Sarfetmiyor Olmak, Ne Yazık Ki Bilinç Altımızda Artık Hiçbir Şey İçin Çabalamamız Gerektiği Gibi Bir Yanılsama Oluşmasına Neden Oluyor. Bunun Sonucunda İse Gerçekten Çaba Sarf Ederek İlerleyebileceğimiz Bir Uğraşta/İşte, Hemen Sonuca Ulaşamadığımız Zaman, Hevesimiz Kaçıyor Ve Başladığımız İşi Genellikle Karşılaştığımız İlk Sıkıntıyla Beraber Hatta Bazen Sadece Birkaç Haftalık Uğraştan Sonra Kenara İtebiliyoruz. 

    Yabancı Dil Öğrenmeyi Veya Son Yılların Gözde Aktivitesi Vücut Geliştirmeyi Bu Başlık Altında İnceleyebiliriz. 

    Etkili Bir Şekilde Yabancı Dil Öğrenmek, Diğer Disiplinler Gibi Devamlı Tekrar Ve Kendini Geliştirmeden Geçer. Yabancı Dile Ara Veremezsiniz, Çünkü Çok Nankördür. Bugün Saatlerinizi Verdiğiniz Bir Konu, Tekrar Etmezseniz Veya Kullanmazsanız Birkaç Ay Sonra Sizi Terkeder, Öğrenmek İçin Harcadığınız Saatler De Heba Olmuş Olur. Sadece Kurs Tarafından Tedarik Edilen Kaynaklar Asla Tahmin Ettiğiniz İlerlemeyi Gerçekleştirmenizi Sağlamaz . Her Öğretmenin Diyeceği Şey Şudur; Bu İşe Zaman Ayırmalı Ve Gerekli Özeni Göstermelisin. Sadece Ödev Yapmak Yetmez Kendine Bir Çalışma Düzeni Yaratmalı Ve Her Konuyu Çok Düzgün Bir Şekilde, Bir Öğretmen Kadar Olmasa da, Meraklı Bir Yabancıya Basit Bir Üslupta Anlatacak Kadar Hakim Olmalısın. Ve Bunların Hepsi Zaman Ve Çaba İsteyen Çalışmalardır.  Günümüzdeyse Dil Kursları, Genellikle İlk Üç Aylık Dönemden Sonra Bırakılıyor. Bu Olayın Sebeplerinden Birisi, Kişi Tarafından Tahmin Edilen/Öngörülen İlerlemenin Kişinin Tahmin Ettiği Sürede Görülememesi Ve Konular İlerledikçe İşlerin Daha Zor Hale Gelmesidir. Ve Tabiki Tahmin Edilien İlerlemenin Görülmemesinin Sebebi Konuya Gerekli Önemin, Çabanın Verilmemesi Ve Kısa Sürede Büyük İlerleme Yaşanacağına Yönelik Yanılsamadır. 

    Yabancı Dil Öğrenmek Konusuyla İlgili Şahsi Fikrimi Eklemek İstiyorum. Genel Kanı Olarak Günümüzde İngilizce Öğrenmenin Gerekliliği Herkes Tarafından Kabul Edilen Bir Gerçekliktir. İngilizce Bilmesek De Kıvıracağımız İşler Olsa Da, İngilizce Bilmenin Faydası Saymakla Bitmez. Örnek Olarak Dizi, Film İzlerken Alt Yazılar İşinizi Görür. Ama Bir Konuyla Alakalı Olarak İnternette Veya Bir Kütüphanede Derinlemesine Bir Araştırma Yapmak İsterseniz İngilizce Bilginiz, İnatçılığınızla Beraber Yapmak İstediğiniz Araştırmadaki İşte O “Derinlik” Kavramını Belirleyecek Olan En Önemli İki Etmenden Bir Tanesidir. İngilizce Bilginiz Yoksa Araştırmanız Çok Sığ Olacaktır. Çünkü Ne Yazık ki Türkçe Kaynaklar İnternette İngilizce Kaynkalara Göre Çok Azdır Ve Türkçe Kaynakların Bir Kısmı Da Zaten Tercüme Çalışmasıdır. Ek Olarak Üniversitedeki Tarih Dersi Hocam, Yabancı Dil Bilmenin Bireye Sağlayacağı Faydayı “Bir Ulusun Dilini Bilmek, Dünyaya O Ulusun Gözüyle Bakabilmemize Olanak Verir.” Cümlesiyle Mükemmel Bir Şekilde Farklı Bir Bakış Açısı Kullanarak Açıklamıştı. Kısaca Yabancı Dil Öğrenerek Edinebileceğiniz Fayda Ve Tecrübeler Sadece Somut Olmayacaktır. Büyüklerimiz Boşuna Dememiş “Bir Lisan Bir İnsan” Diye. 

    Son Yılların En Gözde İş Dışı Aktivitesi Olma Yolunda Olan, Hem Spor Yapmaya Hem De Güzel Bir Vücuda Sahip Olunabilmesini Sağlayan Vücut Geliştirme Sporu Da Çok Büyük Bir Hevesle Başlanılan Hatta Bir Yıllık Ödemeyi Yaptıktan Sonra Dahi, Neredeyse İlk Ay Bırakılan Bir Aktivitedir. Bunun Sebebiyse Çok Cezbedici Bir Vitrini Olan Bu Sporun Aslında Çok büyük Bir Özveri Gerektirdiğidir. Spor Salonlarını Ziyaret Eden Bireyler, Spor Yapan Ve Belirli Bir Seviyeye Gelmiş Kişileri Görüp, Çok Kısa Bir Sürede Aynı Şekilde Bir İlerme Katedebilecekleri Yanılgısına Düşerler. Çünkü Bu Spor, Gerçek Anlamda Bir Hayat Tarzdır. Eğer Hayatınızı, Bu Sporu Yapabilecek Şekilde Güncelleyemezseniz Hiçbir İlerleme Kaydedemezsiniz. Bir Ay Sonraysa Bu Durum, Bilinç Altında Spora Gitmemek İçin Sebepler Oluşturmaya Başlar. Artık Spor Cazibesini Kaybetmişdir. Çünkü Vücudun Şekil Alması İçin Ne Yapılması Gerektiği ve Güçlenmenin Doğasıyla Alakalı Hiçbir Şey Bilmeyerek Bu Aktiviteye Başlamışsınızdır Ve Alışık Olduğunuz Gibi Çaba Sarfetmeden Çok Kısa Sürede Bir Sonuç Elde Edememişsinizdir.

    Yukarıdaki Örnekler, Umarım Diğer Bütün Aktiviteler İçin De Bir Çabanın Gerekliliği Konusunda Sizi Biraz İkna Etmiştir. 

    Eğer Yeni Bir Disiplin Öğrenmek İstiyorsanız, Bunun Gerekli Bir Zaman Alacağını Ve Bir Çaba Gerektirdiğni En Baştan Kabul Etseniz Bence Kendinize Bir İyilik Yapmış Olursunuz. Bu Sayede Ya Hiç Başlamazsanız Ya Da İleride Bırakmak İsterseniz, Bunu Zaten Bildiğiniz İçin Çıktığınız Yola Devam Etmek İçin Kendinizi Daha Kolay İkna Edebilirsiniz. Ve Bir Sürprizle Karşılaşmamış Olursunuz.

    Hepimiz Hayatımızın Belirli Noktalarında Gücümüz Bitmiş, Sıkılmış, Bıkmış Gibi Negatif Duygular İçerisine Düşmüşüzdür. Bazen Kısa Bir Molaya Bazen De Birinin Bizi Yaptığımız Şeye Devam Etmemiz İçin İkna Etmesine, Cesaretlendirmesine İhtiyaç Duymuşuzdur. Şanslı Olanlar, Etraflarında Onları Destekleyecek Saygı Duydukları Kişilerle Bu Zor Zamanları Atlatmıştır. Bazılarımızsa Çareyi Türlü NLP(Neure Linguistic Programming- Sinir Dili Programlama) Kitaplarında, Bazılarımız Da Youtube’da Veya İnternette Çeşitli Motivasyon Videoları İzleyerek, Başarılı İnsanların Hikayelerini Ve Türlü Makaleler Okuyarak Bu Dönemi Atlatmaya Çalışmışızdır. İleride Bir Gün İhtiyacınız Olacağını Düşündüğüm İçin macronimbus Web Sitesine Motivasyon İsminde Bir Köşe Kurdum. Elimden Geldiğince Bu Bölümde Kendi Fikir Ve Düşüncelerimle Beraber Okuduğum, İzlediğim Ve Duyduğum, İşinize Yarayacağını Düşündüğüm Her Türlü Kaynaktan Küçük Alıntılar Paylaşacağım. Umarım Biraz İtici Bir Güce İhtiyacınız Olduğunda, Motivasyon Sayfasının İçeriğinde Size İhtiyacınız Olan Motivasyonu Sağlayacak Birşeyler Bulabilisiniz.

2- DOMATES TEKNİĞİ

Bulan kişi: Francesco Cirillo (Pomodoro Technic)

Size burada basit bir şekilde özetlemek istediğim bu çalışma yöntemiyle alakalı olarak ilk önce 150 sayfalık bir kitap okuduğumu söylemek isterim. Size aklımda kalanları hemen aktarmaya başlayayım.

Sıradan bir günde, arkadaşlarıyla beraber rutin bir yemeğe çıkan araştırmacı o gün, bir şeyi farkeder. Onlara yemeği getiren garsonlar çok fazla sayıda yiyecek ve içecekten oluşan siparişleri hiç sıkıntı yaşamadan akıllarında tutabiliyor hatta hangi yiyeceği kimin sipariş ettiğini, siparişlerin doğru şekilde müşterilere servis edilip edilemediğini dahi takip edebiliyorlardır. 

   

    Yemek bittikten sonra araştırmacı bunu garsonların nasıl yaptığını merak eder ve tekrar gerisin geriye yemek yedikleri mekana döner. Garsonlara bu kadar bilgiyi nasıl karıştırmadan akıllarında tutabildiklerini sorar. Ve çok ilginç bir sonuç elde eder. Siparişlerini tamı tamamıyla servis eden garsonlara sipariş listesini sorduğunda garsonlar siparişleri hatırlayamadıklarını söylerler. Ancak bütün siparişleri almış ancak henüz bütün hepsini servis edememiş olan garsonlar bütün siparişleri hatırlamaktadır. Topladığı bu veriler ışığında araştırmacı bir sonuca varır. “Bir işimiz yarım kaldıysa o işle alakalı detayları, bitmiş olan işin detaylarından çok ama çok daha iyi hatırlarız”. Ve sonuç olarak insanların yaptıkları çalışmaları hafızalarında daha iyi tutmalarını sağlayacak olan pomodore(italyanca domates) tekniğini geliştirir.   

    Pomodore yani domates tekniğinin temeli işimizi belirli zaman aralıklarına bölerek tamamlamaktır. Araştırmacının tavsiye ettiği zaman dilimi 25 dk çalışma ve 3-5 dakika moladan oluşmaktadır. Ve işte bu tekniğin ismi olan domates ise domates şeklinde bir geri sayım saati kullanmasından kaynaklanmıştır. 

    Pomodore Tekniğinin İşleyişi

    a) Ortamın Hazırlanması:

    *İhtiyacınızı olabilecek, hesap makinesi, rapor örneği, kalem, silgi vb. ne varsa uzunarak erişebileceğiniz mesafede tutun.

    * Çok önemli bir telefon beklemiyorsanız telefonunuzu sessize alın ve ekranını ters çevirin. Hatta çekmece gibi görmeyeceğiniz bir noktaya bırakın.

    *Eğer lavaboya gitmeniz gerekiyorsa lavaboya gidin.

    *Kısaca önünüzdeki 25 dakikada sizi yapacağınız işten uzaklaştırabilecek, dikkatinizi dağıtabilecek herşeyi ortadan kaldırın.

    b) Uygulama

    1-Bir defter, v.b aracılığıyla günün ilk işi olarak, gün içerisindeki işlerimizi önceliklerine göre sıralarız. İlgili kişilere e-posta atmak, amirin telefonla aranması, altınızdaki çalışanlara iş dağılımı yapılması, rapor kontrolü, geçmiş olsun demek için eşinizin kuzeninin aranması v.b v.b v.b. aklınızda o gün ne yapılması gerektiğini düşünüyorsanız her birini yazmalısınız.

    2-Hazır olduğunuz zaman 25 dakikayı ölçebileceğiniz saatinizi çalıştırın ve 25 dakika boyunca dikkatinizi bir şeyin dağıtmasına asla izin vermeyin.

    3-Her 25 dakika sonra kısa bir mola verin. Bu mola 2 dakikadan kısa, 5 dakikadan uzun olmamalıdır.

    4-Defterinize veya not almak için kullandığınız cihazınıza, öncelik olarak belirlediğiniz işin altına eğer ilk 25 dakikalık süre yetmediyse ve başka 25 dakikalık dönemlere de ihtiyacınız olacak gibiyse Pomodore 1 yazın.

    5-Çalışmakta olduğunuz aynı işe devam ediyorsanız Pomodore 2 yazıp tekrar 25 dakikalık sürenizi başlatın ve yine dikkatinizin dağılmamasına özen gösterin. 

    6-Sonrasında bu 25 dakikaya bölme işini bütün işleriniz için tekrarlayın. 

    Notlar:

    *Bazı işler 25 dakikadan kısa sürebilir. Örneğin müşteri ile yaptığınız telefon konuşması tahmin ettiğinizden çok daha kısa sürdü ve siz öncelik listenizde bir işin daha üzerini çizmek istiyorsunuz. Sakın acele etmeyin. Sakın o 25 dakikalık arayı bölmeyin. Onun yerine e-posta atmak, sms atmak gibi diğer öncelik listenizdeki maddeleri bu 25 dakikalık dilim içinde halletmeye çalışın. Önemli olan o 25 dakikalık dilimin kesintiye uğramamasıdır.

    *Şimdiye kadar ne kadar zaman harcadığınızı tam olarak kestiremediğiniz işlerde aslında bu teknik size tam bir kontrol sağlıyor. Örneğin her ay yazmanız gereken ilerleme raporunun tam olarak ne kadar zaman aldığını, o raporu tamamlamak için kaç adet pomodore zaman dilimine ihtiyaç duyduğunuzu sayarak çok basit şekilde hesaplayabilirsiniz. Böylece gününüzün ne kadarını bir sonraki ay o iş için ayırmanız gerektiğini çok net bir şekilde bilebilirsiniz.

    * Her ne kadar bölünmek istemesek de bazen mecbur kalırız. Örneğin patron sahibinden veya şirketinize çok önemli bir ürün taşınan kaybolmuş bir kamyon şoföründen gelen bir telefon pomodore bozabilir. Bu noktada defterimize pomodore un kaçıncı dakikada bozulduğunu yazıyoruz ve acil olan işimiz bittikten sonra yeni bir pomodore’a başlıyoruz. 

    * Bir pomodore zaman dilimi içerisindeyken bir e-posta gelebilir veya birisi telefonla sizinle görüşmek isteyebilir. Bu pozisyonda “e-postaya cevap ver” gibi yeni bir görevi sabah hazırladığımız görev listesine istediğimiz öncelik sıralamasına göre yazabiliriz. Böylece bir sonraki pomodore zaman diliminde, diğer işlerimizin önceliğinin önüne geçen e-posta atma gibi görevleri yerine getirebiliriz. Daha üstte de bahsettiğim gibi. Eğer tek bir e-posta atsak dahi sonrasında içerisinde bulunduğumuz 25 dakikalık pomodore’u bozmuyoruz. Önceliğimiz 25 dakikalık dilimlerin bütünlüğü.

    * 25 dakikalık pomodore zaman diliminin bütünlüğüyle ilgili bir örnek daha vermek istiyorum. Diyelim hafta sonu evde ingilizce çalışıyorsunuz. 4. pomodore ortasında son konu olan must/have to konusu bitti ancak sizin daha pomodore sürenizin dolmasına 15 dakikanız var. İşte bu noktada dahi 25 dakikalık pomodore zaman dilimini bozmuyoruz. Başka bir kaynaktan aynı konuyla ilgili araştırma yapabiliriz, çalıştığımız konuları şöyle bir tekrar edebiliriz, orası tamamiyle size kalmış. Ancak ne yaparsak yapalım pomodore zaman dilimini asla bozmuyoruz.

    * İlk aşamada baktığınız zaman pomodore tekniğine ben zaten hiç kalkmadan 3 saat çalışabiliyorum diye eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşabilirsiniz. Hepimiz biliyoruz ki ufukta bir teslim tarihi varsa daha da uzun saatler masadan kalkmadan oturulabilir. Burada amaç uzun süreli iş başında olmak değildir. Masa başında verimli zaman geçirmektir. İşte pomodore burada biraz fark yaratıyor. Her ne kadar sabah saatlerinde dinamik ve verimli olursak olalım, günün ilerleyen saatlerinde bu verim düşer. Hatta akşam saatlerinde dikkatimiz o kadar dağınıktır, o kadar yorgunuzdur ki mesaiye kalmamız sadece daha fazla hata yapacağımız anlamına gelecektir. Oysa mesainin ilk saatinden itibaren pomodore tekniği uygulayarak çalışsak, akşam saatlerinde dahi çok daha dinç bir zihne sahip oluruz. Sadece hata payını düşürmesi bile pomodore tekniğinin üstünlüğünü göstermektedir. 

    Genel olarak POMODORE tekniğiyle alakalı olarak şimdilik anlatabileceklerim bu kadar. Sistemli bir çalışma şeklinizin olmasının, iş hayatında verimi arttırdığı çok bariz bir gerçektir. Eğer henüz kendinize ait bit çalışma şekli edinmediyseniz, bence bu tekniği kesin olarak denemelisiniz. Eğer biraz sabreder ve yukarıdaki maddelere göre ilerlerseniz, bu teknik size hiç şüphesiz fazladan güç katacaktır.

 

3- 5 SANİYE KURALI

    Youtube da yer alan kaliteli video kanallarından biri olan Tedx’de izlediğim bir videodan bahsetmek istiyorum. Videonun konusu olan kişi “Mel Robbins”. 

    Mel Robbins videoya kendinden ve hayatından bahsederek başlıyor ve sonrasında başarıya ulaştığını ve daha önemlisi nasıl başarılı olduğunu anlatıyor ki videonun bizim için önemli olan tarafı da bu kısım.

    Hepimiz, hayatımızda yapmamız gereken şeyleri zaman zaman erteleriz. Bazen önceliğimiz değişir bazen de sadece tembellik ederiz. Bazen sırf erindiğimiz için ampulü değiştirmediğimizden, evde karanlık odalarda bir eşya aramak zorunda kalmışızdır. Tabi bu küçük örnekler hayatımızı etkileyecek ölçekte değişimlere sebep olabilecek kapasitede değildirler. Sadece kendi işimizi zorlaştırmışızdır. Bunlara ek olarak bir de hayatımızı, geleceğimizi etkileyecek konularda yaptığımız tembellikler vardır. Üniversite sınavına çalışmamak, başlamamız gereken kurslara kayıt yaptırmayı ertelemek gibi. Gerekli olanı yapmak için nedense bir türlü ilk adımı atamamışızdır. 

    Ders çalışmayı ertelemek, haftaya teslim etmemiz gereken raporu son dakikaya bırakmak, spora gitmemek vb hepsi hayatımızı farklı alanlarını etkiler. Ancak hepsine yol açan aynı sebeptir. Tembellik / zaman öldürme / erteleme hastalığı. Siz, hanigi ismi isterseniz tercih edin, sonuçta hepsi bana aynı şey gibi geldiği için ben isimler arasında kalmıyorum. Aklıma hangi isim gelirse onu kullanıyorum. Bunları, hastalık yerine yeni bir alışkanlık olarak da tanımlayabilirsiniz. İşte bu “5 sn Kuralı”, bu erteleme alışkanlığına karşı benim videodan yaptığım çıkarım doğrultusunda izlediğim videonun ana konusu. 

    Bazen televizyon izlerken veya oyun oynarken, aslında ders çalışmamız gerektiğini, bazen işte gereksiz videolarla vakit geçirirken rapor yazmamız gerektiğini düşünürüz. Bir anda aklımıza aslında o an ne yapıyor olmamız gerektiği fikri, sanki bir ampul yanmış gibi gelir. İşte 5 sn kuralı, yapmayı düşündüğümüz şeyi yapmaya başlamamız, harekete geçmemiz için 5 saniyelik bir zaman dilimimiz olduğunu söyler. Kısaca ya ilk 5 saniyede harekete geçeriz, yoksa hiçbir şey yapamayız. Söylenene göre ilk 5 saniyeden sonra beynimiz karar verme mekanizmamızın önüne geçer ve Mel Robbins’in tabirine göre el freni çekip, bizim harekete geçmemizi engeller. Bunun için yaptığımız herhangi bir aktivitede, aklımıza yapmamız gereken bir şey gelirse hemen ilk 5 saniyede ne yapıyorsak bırakıyor ve yapmamız gereken aktiviteye geçiyoruz. 

    Acaba gerçekten beynimiz mantıklı olanı yapmayı düşündüğümüzde bizi sabote ediyor mu diye merak etmekten kendimi alamadım. Haliyle, ben de bu konuda eğer aynı şey başıma gelirse nasıl tepki vereceğimi veya verdiğime dikkat etmeye karar verdim. Bazen kendimi tam bahane hazırlarken yakaladım, bazen de olay geçtikten sonra nasıl güzel bir şekilde bahaneler uydurduğumu gördüm.Ve çok ilginç şeylerle karşılaştım. Hatta ben bu yazıyı yazmamdan 2 sene önce Mel Robbins’i dinlemiş olsam bile hala zaman zaman kendimi o karar aşaması esnasında izliyorum. Bu durum tam olarak olmasa da çok hafif bir alışkanlık haline aldı diyebilirim. Bu noktada sizi uyarmak istediğim bir şey var. Bu 5 saniye kuralı denen olaydan haberim olduktan sonra ve yine de yapmam gereken şeyi yapmadığımda, yani harekete geçmediğimde,  kendime eskisinden daha fazla kızdığımın farkında vardım. Yani eskiden de bahaneler üretiyordum. Eskiden de ders çalışmam gerektiği zaman televizyon izliyordum ve sonradan da kendime kızıyordum. Çünkü denklem aslında çok basitti ve hala da öyle. Eğer bir şeyi elde etmek istiyorsan, çalışırsın. Sadece çalışırsın. Bunu bilip de çalışmayınca da söylediğim gibi kendime kızıyordum. İşte artık hem bu 5 saniye olayını bilip üstüne üstlük yine de çalışmamak kendime olan sinirimi daha da arttırıyor. Ve duyarlı biriyseniz bu söylediğimi iyi dinleyin. Çünkü kimse kendisine dünden daha kızgın olmak istemez…

    Ben tam zamanlı çalışan biriyim. Ve diğer tam zamanlı hatta bazen fazla mesai yapan insanlar, özellikle özel sektördekiler, iş dışındaki zamanın ne kadar kısıtlı olduğunu bilirler. Çoğumuz boş zamanlarımızın büyük kısmını arkadaşlarımız ve sevdiklerimizle geçirmeyi tercih ederiz. Hatta çoğu zaman kendimize özel zamanlar dahi bulamayız. Çünkü hep bir şeylerin parçası haline gelmişizdir. Neyse, fazla uzatmayayım .Özet: Bir şey yapacak zamanımız dar ve her yeni sorumlulukla beraber daha da daralıyor. Bu zaman sıkışıklığında dahi ben, öğrenmek istediğim programlama diline çalışmak yerine daha önceden izlemiş olduğum bir filmi izlemeye zaman yaratabiliyorum. Kendime bu yaptığımı nasıl anlatıyorum ve anlattığıma nasıl inanıyorum bilemiyorum. Galiba insan kendini nasıl kandıracağını herkesten iyi biliyor. 

    Televizyon izlerken veya film seyrederken aklıma “aslında kalkıp çalışmalısın diyorum”. Kısa bir süre, 5 ya da 15 saniye, aklıma gerçekten çalışmamak, oturup yaptığım gereksiz işe devam etmek için bir neden gelmiyor. Ama sonradan kendi kendime; “Şu bölüm bitsin sonra” diyorum. Bazen bir bölüm daha izleyeyim, saat daha erken diyorum. Bazen de çalışmak için geç oldu deyip utanmadan üzerine bir bölüm daha dizi izliyorum. Bu aklıma gelen bahanelerden sadece bir kaçı. Ve tek bir konuyla alakalı. Bir dizi izlemek için bile bu kadar bahane üretebiliyorken diğer konular işin içine girdiği zaman ne kadar yaratıcı olduğunuza şaşırıyorsunuz. Zaman öldürmeyi, tembelliği normal bir şey olarak göstermek için o kadar yol var ki ve inanın beyniniz, sizin rahatınızı bozmadan, o anı vicdan azabı geçirmeden oturabilmeniz için istediğiniz bahaneyi bir şekilde buluyor. Kısaca benim gördüğüm, gözlemlediğim kadarıyla, ilk 5 saniye de mi yoksa 10 saniyede mi bilmiyorum, ama eğer aklınıza yapmanız gereken bir şey gelirse, YAPIN. Düşünmeyin. Çünkü düşününce, beraberinde bahaneler de geliyor. 

    Bu 5 saniye kuralı bence, uygulanırsa daha ilk günden daha huzurlu bir uyku uyumanızı sağlayacak kadar etkili bir yöntem. Size bu kurala, hayatınıza uygulayarak bir şans vermenizi tavsiye ediyorum. En kötü ihtimalle dizinizi yarın iki bölüm peş peşe izlersiniz. Belki de 3 bölüm ne dersiniz…

    Bu kuralla alakalı ben de ekleme yapmak istiyorum. Bu kuralı sadece ders çalışmak için, sınava hazırlanmak için veya rapor yazmak için, yani kendinizi kariyer açısından uygun bir noktaya taşıyacak faaaliyetlerle sınırlandırmayın. Tüm hayatınıza uygulayın. Çamaşır mı yıkamanız gerekiyor, gidin doldurun makineyi. Ütü mü? Halledin gitsin. Temizlik, hayır, yarına bırakmayın. Bugün yapın. Uzun zamandır kitap okumak isteyip de bir türlü kitabın kapağını açamıyor musunuz? Hadi, hemen elinize alın kitabınızı ve hemen başlayın okumaya. Çünkü sizi engelleyen sizden başka biri değil. Ve eğer bu olayı bir alışkanlık haline getirmek istiyorsanız, bu olayı bütün hayatınıza yayarak elinizi güçlendirin ve bunu bir refleks haline getirin. Çünkü beyin reflekslerle idare edilebilen alışkanlıklarda devreye yalnızca ihtiyaç duyulduğunda girer. Siz de kendi kendinizle mücadele etmek durumunda kalmazsınız.

Hepinizi iyi çalışmalar.

4- Jerry Seinfeld
DEVAMLILIK, ZİNCİRİ KIRMA

    Jerry Seinfeld 1954 doğumlu Amerikalı bir komediyendir. Kendi ile aynı ismi taşıyan hatta kendini canlandırdığı komedi tv dizisi ‘Seinfeld’, Jerry Seinfeld’e bugünkü ününü kazandıran en önemli çalışmasıdır. Dizi 1989 ile 1998 yılları arasında çekilmiş ve dünyanın neredeyse her yerinde yayınlanmıştır. Hatta hala dizinin tekrarları yayınlanmakta olup, sahip olduğu hayran kitlesi her geçen günle beraber artmaktadır. Ve ben de bu dizinin tekrarlarını izleyen o ikinci nesil izleyici kitlesi içindeyim.

    Çağımız televizyon dünyasının en önemli şahıslarından biri olmak taktir edilmelidir ki, çok önemli bir başarıdır. Hatta dürüst olmak gerekirse çoğumuzun hayallerinin bile ötesidir. Ve bence bu kadar büyük başarılara ulaşmış insanların alışkanlıkları, bizlere başarılı olabilmek adına izledikleri motiflerle alakalı önemli ipuçları verebilir. Çünkü bu alışkalıkları olduğu gibi hayatımıza uyguladığımızda veya kendi hayatımıza göre uyarladığımızda, hayatımızı olumlu yönde etkileyebilirler. 

    Jerry Seinfeld, kendisinin nasıl başarıya ulaştığını ve nasıl başarılı kaldığınının yolunu da kendine saklamamış ve başkalarına da faydalı olabilir diyerek herkesle yıllardır izlediği, kendini başarıya taşıyan yöntemi paylaşmış. Çok basit bir teknik izlemiş Jerry Seinfeld. Kendisinin bir komediyen olduğunu ve hayatını şakalar yaparak kazandığını söyleyen Jerry Seinfeld, kendine bir kural koymuş. “Her gün bir şaka yaz”. Çalışma masasına her oturduğunda veya her haftasonunda  değil. Her gün bir şaka. Her gün bir şaka yazana kadar çalışma masasında oturmuş. her gün, HER gün, her GÜN, HER GÜN. Haftanın 7, ayın 30, yılın 365 gününün her birinde oturmuş ve bir şaka yazmış. Ve bu edindiği alışkanlık  Jerry Seinfeld’in yıllarca en üst düzey, en iyiler liginde bir oyuncu olabilmesini sağlamış.

    Son yıllarda Jerry Seindfeld’in kullandığı bu yöntem çok fazla insan tarafından kullanılmaya başlandı. Şunu unutmayın. Bu yöntem bir araçtır. Kendinize bir amaç bulmak zorundasınız. İnsanlar yıllardır bu yöntemi, yeni bir dil öğrenmekte, yediğine dikkat etmekte, spor salonuna gitmekte veya aklınıza gelen her şeyde kullanıyor. 

    Dil öğrenenler, her gün bir kelime öğrenmeye çabalıyor, spor yapanlar ise her iki günde bir spor salonuna gidiyor. Kimileri alkolü bırakmak için, karbonhidrat yememek için, kimileriyse sabahları erken kalkmak için kullanıyor. Ve bence bunca insan tarafından deneniyor olması bu yöntemin, amaçladığımız şeye ulaşmamız konusunda kesinlikle yardımcı olduğuna dair kanıt oluşturuyor. 

    Bu yöntemi kullanacakların ilk önce kendilerine bir amaç ve bir döngü bulmaları gerekli. Yani her gün bir adet yeni kelime mi öğreneceksiniz, yoksa her hafta bir konuyu mu bitireceksiniz. Her gün birkaç sayfa kitap da okumak isteyebilirisiniz. Bunların hepsi kendinize ait bir alışkanlığın oluşmasını sağlayacaktır ve işin aslı da bu zaten. Kendinize ait bir döngü belirleyin ve asla ama asla o döngünün dışına çıkmayın. Bu döngünün hayatınızı nasıl düzene soktuğunu gördüğünüz zaman çok şaşıracaksınız. çünkü biz farkında olmasakta gündelik yaşantımızın büyük kısmını alışkanlıklarımız yönetir.

    Genelde insanlar döngülerini takip edebilmek amacıyla defterler veya excel gibi bilgisayar programları kullanıyorlar. Örnek vermek gerekirse her gün bir kaç sayfa kitap okuyacağım diyen kişi eğer o gün kitap okuduysa elindeki takvime o gün için bir tik koyuyor. Bu şekilde önündeki süreyi kayıt altına almış bulunuyorsunuz. Bu konuda yardımcı olması için benim daha önceden hazırladığım bir A4 boyutunda form var.

https://www.researchgate.net/publication/330184985_Don’t_Break_The_Chain_Calender

Yukarıdak paylaştığım adresden güvenli bir şekilde indirip kendinize seçtiğiniz yeni hedefiniz için kullanabilirsiniz. Form doldurmanın daha doğrusu, arkanızda bıraktığınız iş için attığınız tikin sizi motive ettiğini youtube da çok güzel videoları olan Barış Özcan isimli, çok başarılı biri olarak gördüğüm kişiden öğrenmiştim. Barış beyin söyledğine göre fiziksel olarak kağıda tik atmak artık bizde bir çeşit mekanizmayı harekete geçiriyormuş. Yani resmen tik atmaya bağımlı hale geliyormuşuz. Bunun için bu tik olayı önemli. Hem de size, kendinizi takip edebilme olanağı veriyor.

Şimdi lütfen önce amacınızı belirleyin, sonrasında formunuzu indirin ve oraya başlayacağınız tarihi atın. Ve belirlediğiniz hedefe doğru, her gün atacağınız adımlarla yürümeye başlayın. 

Ve unutmayın, Gelecek, Bugünden Gelecek İçin Hazırlananlara Aittir.

“the future belongs to those who prepare for it today”.

Malcolm X

5- HAYATIMIZIN OTOMATİK PİLOTU:

ALIŞKANLIKLARIMIZ

     İlköğretim hatta lise yıllarında, içerisinde okul kelimesinin geçmediği veya okulda gerçekleştirilemeyen bir aktiviteye katılmak için aileme baya dil dökmem gerekirdi. Hatta çok iyi hatırlıyorum, orta okulda bir basketbol takımına girmek için, pardon denemelerine girmek için hayatımın en yüksek karne ortalamasını yakalamam gerekmişti. Ve bu konuda sıkıntı yaşayan tek kişi de ben değildim tabi. Bazı arkadaşlarım basketbol takımana, bazıları futbol takımına bazılarıysa voleybol takımına gitmeyi istediler. Bazıları yetenekli oldukları ve aileleri müsade ettiği için takımlara girdiler, bazılar ise aileleri izin vermediği için seçmelere dahi gidemediler. O zamanlar durum böyleydi. En azından benim sosyal çevremde demek isterdim ama hala aynı sosyal çevre ile iç içeyim ve herkesin çocukları bugünlerde farklı farklı aktivitelere katılıyorlar. Bu duruma gelişen teknolojiyle beraber oyunların sokaklardan bilgisayar önlerine taşınması ve artık ebevenyler çalıştığı için çocukların sabahtan akşama okullarda kalmak zorunda olduğu sebep oluyor olabilir. Bu sebepler birçok sebepten sadece 2 tanesi. Şimdi merak ediyorum, eğer bu aktivitelerin çocukların başarılı olabilmeleri konusunda pozitif etkiye sahip olduğunu öğrenseler, ailelerimiz nasıl düşünürdü.

    Bilim insanları hayatımızdaki alışkanlıkların nasıl oluştuğunu çözeli uzun bir zaman geçti. Ancak ne yazık ki bizler alışkanlıkların nasıl oluştuğuyla ilgili olarak çok az bilgiye sahibiz. Çünkü alışkanlıkların hayatımız üzerindeki etkilerinden bihaberiz. Şimdi size alışkanlıklar ile ilgili olarak bir *kitapta okuduğum araştırma sonuçlarından bahsetmek istiyorum. Bu araştırma bir üniversitede gerçekleşiyor ve katılımcı olarak da öğrenciler seçiliyor. Bu kapsamda bir grup öğrenci, denek grup olarak işe alınıyor. Yapmaları gereken şey ise normalde aylık yüzlerce lira verip(örnekte tabi ki $) gidilen spor salonlarına araştırmacıların desteğiyle gitmek ve kendilerinin belirlediği gün sayısınca spora yapmak. Eğer haftada 2 güne karar verdilerse 2 gün, 4 güne karar verdilerse de 4 gün salona gitmek zorundalar. Araştırmacılar, zaman geçtikçe katılımcıların çalıştığı spor aletlerinin dirençlerini arttırmalarını istiyor. Bu dakikadan sonra deneklerin spora gitmelerinin yanı sıra kullandıkları aletlerin dirençlerini arttırıp arttırmadıkları da araştırmacılar tarafından gözlemlenmeye başlıyor. Belirli bir noktadan sonra deneklerin sadece bir kısmı spor aletlirinin dirençlerini arttırıp spora devam edebiliyor. Her ne kadar spor aletlerinin dirençleri onları ne kadar zorlasa da dirençleri düşürmeden spora devam edenlerin sayısı tabi ki spor aletlerinin dirençlerini arttırdıktan sonra kendilerini zorlamayıp spora bırakanların sayısından çok daha az oluyor. 

    Araştırmanın aslı ise kesinlikle spora gitmenin bir alışkanlık haline alması değil. Araştırmanın konusu insanların karşılaştıkları zorluklara karşı davranışları ve bu davranışların hayatlarını nasıl etkilediğinin belirlenmesi. Bu arada asıl alışkanlık, önümüze çıkan zor koşullara karşı gösterdiğimiz tavırda yatıyor. Araştırmanın devamında şöyle bir sonuca varılıyor. Ağırlıkları arttırarak spora devam eden denekler, sporu bırakanlara nazaran, gerçek hayatlarında daha mutlu ve başarılı olan insanlar olarak ortaya çıkıyor. Ben bu örneği ve araştırmayı ilk okuduğumda benden önce okuyanların aklına gelen aynı şey aklıma geldi. Spor yapmak zaten insanı mutlu eder. Onun için bu araştırma bana çok fazla bir şey anlatmıyor diye düşünmüştüm. Ve tabi ki bunu araştırmacılar benden çook daha önce düşünmüştü ve başka bir araştırmayla tezlerini desteklemişlerdi. 

    Araştırmacı grup yine öğrencilerden oluşan bir deney grubu oluşturuyor. Bu sefer onlardan istedikleri ise spor yapmak gibi fiziki bir şey değil. Çok daha farklı bir şey. Onlara belirli bir bütçe veriyorlar ve bu bütçelerini geçmemeleri gerektiğini söylüyorlar. Ve yine bazı denekler bütçenin altında kalabiliyor, diğer kısım ise iradelerine yenik düşerek bütçelerini aşıyor. Burada iradelerine yenik düşmek demek asıl anlam ifadesiyle kendilerine söylenen şeyi yapmak için hiçbir çaba sarf etmemiş olmaları. Çünkü bütçelerinin altında kalanlar da hayatlarına devam ediyor. Kısaca başaramayan grup yine az da olsa kendini tutamayan ve sıkıya gelemeyen grup. Ve yine dişini az da olsa sıkabilen grubun üyeleri hayatlarında daha mutlu olan daha başarılı bireylerden oluşuyor.

    Örnekler ve farklı araştırmacılar tarafından yürütülen araştırmaların sonuçları yukarıdaki örneklere destek olması konusunda burada paylaşılmaya devam edilebilir ancak farklı bir sonuç beklemeyin. Burada insanlara kendi istekleri dışında bir alışkanlık aşılanmak isteniyor. Bazıları bu alışkanlıkları kabul ediyor. Daha doğrusu alışkanlık geliştirmeyi kabul ediyor ve ne olursa olsun bu alışkanlık onların hayatlarını olumlu yönde etkiliyor. Kısacası hepimiz, hayatımızda bizi olumlu şekilde yönlendirecek alışkanlıklara ihtiyaç duyuyoruz. Bu arada akşam eve gelip Tv karşısında pineklemek de tabi ki bir alışkanlık ancak negatif bir alışkanlık olduğu konusunda hepimizin hem fikir olacağı bir alışkanlık. Hayatmızda düzgün giden bir alışkanlığımız varken, hayatımızı aslında gün içerisinde öylece boşa akıp giden bir gün kavramından çıkartıp, alışkanlığımızın çevresinde şekillendirebiliyoruz. Peki bu bize ne katıyor. Aslına bakarsanız bize bir amaç veriyor. Alışkanlık olarak adlandırdığımız kısa süreli, çoğu zaman gündelik döngüler, biz onları gerçekleştirdiğimiz zaman bize bir görevi yerine getirmenin verdiği tatmini sağlıyor. Ayrıca da günümüzü daha etkili bir şekilde programlamamıza yardımcı oluyor.

    Yine aynı kitaptan farklı bir örnek vermek istiyorum. Bu sefer ki örneğimizin, hayatımızda iyi yönde değiştireceğimiz bir alışkanlığın veya geliştireceğimiz bir alışkanlığın gerçek anlamda hayatımız üzerinde oynayabileceği rol ile ilgili size bir öngörü sağlayacak diye düşünüyorum. Yanlış hatırlamıyorusam Amerika Alüminyum Üreticileri derneği gibi çok büyük bir kurum, duraksama dönemi olarak adlandırabileceğimiz bir dönemden geçerken, yeni bir CEO göreve getirmeyi karar veriyorlar. Sonucunda olası CEO adayları ile toplantılar düzenleniyor ve görüşmeler gerçekleştiriliyor. Bu görüşmelerde tabi CEO adaylarına sorulan en önemli soru, şirketin nasıl daha iyi bir pozisyona getirileceği. Adaylardan bir tanesinin verdiği cevap ise hiç beklemedikleri ancak onları, o adayı işe almaya ikna eden cinsten bir cevap. Ve cevap ise şu; “İşçi güvenliğini geliştireceğim ve çok yakın zamanda bu kurum bünyesinde hiç kimse iş kazası yaşamayacak”.(Yani kelimesi kelimesine bu cümle olmasa da bence siz genel fikri anladınız). Bu amaç doğrultusunda ilk önce yaralanmalarla ilgili bir dizi araştırma gerçekleştiriliyor. Sonrasında iş kazaları ve yaralanma sebepleri tespit ediliyor. Sorunların büyük bir çoğunun eski makinalardan kaynaklandığı fark edilerek makinalar değiştiriliyor. Makinaların yenilenmesiyle, sonradan fark ediliyor ki, meğerse eski makinaları çok düşük verimle çalışıyormuş. Hemen son teknoloji makinalar alınıyor. Ve bu sayede hem daha az enerji tüketilmeye hem de yeni makinalar sayesinde daha saf daha kaliteli alüminyum elde edilmeye başlanıyor. Sonrasında işçilere şirket için en önemli şeyin çalışanların sağlığı olduğu söyleniyor. Daha doğrusu alınan tedbirlerle bu çalışanlara gösteriliyor. Bunun sonucunda ise daha iyi çalışan, kendini işine iyi veren işçilerle beraber yine fabrikaların ürettiği malzeme miktarı ve kalitesi artıyor. Ağır sanayi sınıfında yer alan, sıcak alaşım ve ağır malzemelerle çalışılan bu ortam, izlenen bu güvenlik tedbirleri ile Amerikanın en güvenli çalışma ortamlarından birine dönüşüyor. Aynı zamanda cirosunu ve karını kat kat arttırıyor. Duraksama dönemi bitiyor ve kalkınma, büyüme dönemi başlıyor.

İşçilerin güvenliğinin sağlanması amacıyla CEO tarafından geliştirilen farklı bir silsile ve haberleşme sistemi üretim sürecinde nerede aksama olduğunun tespit edilmesinde muazzam bir haber alma ağı kuruyor. Bu sayede hem olası yaralanmalarda ani olarak müdehale edilebiliyor. Hem de üretim şeflerinin, yöneticilerin bütün sisteme hakim olmasını sağlıyor. Bu süreçte oluşturulan etki değerlendirme süreci ise bütün firmalar tarafından örnek kabul edilmiştir. Öyle ki bu CEO kariyerinin devamında başarısından söz ettirerek Amerikada şu anda ismini hatırlayamadığım bir bakanlığa getirilmiştir.

Devasa bir endüstri devinde iyi yönde değişmesi sağlanan bir alışkanlık, alışkanlık diyorum çünkü o zamanlarda işçi yaralanmaları işin bir parçası olarak görünürmüş, bütün bir fabrikalar ağını Amerikanın en önde gelen kurumlarından biri haline getiriyor.

    Hayatımızda eğer uğruna çalıştığımız bir amacımız yoksa ister inanın ister inanmayın yapmak istediğimiz şeyler için zaman yaratmakta sıkıntı çekeriz. Çünkü zamanımızın takibini yapamayız. Bahsettiğim amaç yeni bir yabancı dil öğrenmek, spora gitmek, herhangi bir müzik aleti çalmayı öğrenmek, hafta sonlarında yürüyüşe gitmek, v.b. v.b. v.b. olabilir. Hiç farketmez. Yeter ki düzenli yaptığımız bir şey olsun. Çok uç bir örnek olacak ama halısahada maç bile olur bence. 

Alışkanlık veya her hafta belirli aralıklarla tekrarladığımız aktivitelerimiz hayatımızı yönetmemizde bir mesnet noktası oluşturur. Yani haftada 3 gün spora veya kursa gidiyorsan veya akşamları yarım saat kitap okuyorsan, artık bu aktiviteler için zaman yaratmak zorundasındır. Zaman ayırmak içinse gün içerisinde yapacağın bütün şeyleri planlamalısın. Bu şekilde hayatında yaptığın bütün aktiviler için ne kadar zaman harcadığının farkına varıp hayatını edindiğin alışkanlık ve aktivitelere yer verebilmek için şekillendirirsin. Normalde standart olarak hazırladığın bir raporu 4 saatte tembellik ederek bitiriyorsan, artık akşam bir aktiviten vardır ve hiç kalkmadan o raporu 3 saatte bititrisin. Böylelikle artık o işi hem daha verimli hale getirmiş olursun hem de artık tam olarak rapor yazmanın ne kadar zaman aldığını biliyorsundur. Bunu bütün hayatınıza uyguladığınızı düşünün. Artık hayatınızda yaptığınız şeyler için ne kadar zaman harcadığınızı biliyorsunuz. Zamanlamanın üzerine de hayatnızı önceliklere göre planlarsanız hem istediğiniz aktiviteler için zaman yaratmış olur hem de bütün hayatınızı planlamış olursunuz. Ve bu durum ise hayatınızda başarılı olmanız konusunda siz farkında olmasa da size destek sağlayacaktır.

    İşin özü alışkanlıklarımız iyi veya kötü biz farkında olmadan bütün hayatımızı şekillendirir. Bir daha ki sefere ya hiç bir şey yapmadan zaman geçiyor dediğiniz zaman hayatınızı ciddi anlamda gözden geçirin. Çünkü inanın zaman biz yaşlandıkça daha hızlı akmaya başlıyor. Öğrenciyken yapmadığımız şeylere iş hayatını atıldıktan sonra zaman bulamıyoruz. Evlenmeden önce yapmadığımız şeylere evlendikten sonra zaman bulamıyoruz. Çocuk olayını zaten hiç saymıyorum. 

Geçenlerde instagramda bir yazı okudum. “Eğer kendinizi devamlı yorgun hissediyorsanız, aslında mutsuzsunuzdur, çünkü hayatta bir amacınız yoktur.” demiş çok düşünen birileri.

Kendinize sorun. Ben ne istiyorum diye. 

Kendi sorunuza bir cevap veremiyorsanız, şapkayı önünüze koyup düşünmenizin zamanı gelmiş demektir. Gündelik şeylerle kendinizi avutmayın. Kendinize ait bir amaç bulun. İsterseniz yakınlarınızla paylaşın isterseniz kendinize saklayın. Ama bir amaç edinin ve sıkı sıkıya bu amaca sarılın. Hayatınızın nasıl iyi yönde şekilleneceğine şaşıracaksınız.

Herkese iyi arayışlar…

6- BEYNİNİZİN SİZE BİR MESAJI VAR

               Hiç kendinizi yaptığınız şeyin farkında olmadan, öylece dalmış gitmiş olarak buldunuz mu?

              Mesela ofiste monitörün önünde öylece ekranda ne olduğunun farkında olmadan baktığınızı farkettiğiniz o garip anı yaşadınız mı? Veya sabahları işe gitmek için uyandığınızda uzun uzun yatakta oturup, mecburiyetten işe koyulmanız gerektiğini bilseniz de yine de yataktan kalkmayı istemenizi sağlayacak bir neden beklediğiniz oldu mu? Eminim bazılarınız bu ve benzeri anları hayatının belirli dönemlerinde yaşamışdır. Bana göre bu anlar daha doğrusu farkında olmadan yaşadığımız o istemsiz duraksamalar, boşluklar beynimizin bize kendimizi sorgulamamız için verdiği anlık uyarılardır. Sanki beynimiz “pause” tuşunu basmıştır. Çünkü hayat biz farkında olmadan çok ama çok hızlı akmaktadır ve bizler de günlük telaşlar ile birlikte  kendimizi hayatın akışına bırakmışızdır.

              Okul hayatı, iş hayatı, evlilik ve diğer telaşlar derken kendimizi devamlı daha çok çalışmak zorunda olduğumuz durumlarda bulduğumuz bu dünyada, insan yaşamın neresinde olduğunu ve en son “BEN NE YAPIYORUM” diye kendine sorduğunu unutuyor. Bu nedenle ben beynimizin hayatımızın akışını durdurduğu bu anların, hayatımızı değerlendirebilmek için çok kıymetli anlar olduğunu düşünüyorum.

             Bir işle uğraşırken kendimi böyle dalmış gitmiş, ne yaptığımın farkında olmadığım çokca an içinde buldum. Ve her seferinde o boşluk, dalmışlık anının ardından, içimde bir sıkıntı olurdu. Sanki saplandığım bataklığı(istemeden içine çekilmiş bir ortam veya durumu tanımlayabilmek için bu kelimeyi kullandım) unutmuşum da o an içinde bulunduğum durumu, kendi gözlerimle değil beni izleyen bir gözlemcinin gözüyle görmüşüm ve bu durum beni rahatsız etmiş gibi. Bu duraksama anlarından soran ise olayı kabullenir, rapor yazıyorsam daha hızlı yazmaya, araba sürüyorsam da daha çabuk gitmem gereken yere gitmeye çalışırdım. Bu şekilde, o boşluk anında yaşamış olduğum farkındalığımın üzerini örtüp, istediğim gibi olmayan hayatımı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya hep devam ederdim. Ta ki bir akşam iş yerinde kaldığım fazla mesaide yaşadığım farkındalığa kadar.

            Bir projeyi bitirmek için neredeyse her gün mesaiye kaldığım bir dönemde(ki üzerine basarak söylemek istiyorum fazla mesai ücreti almıyorum), boş bir şekilde monitöre baktığımı farkettim. Beş saniye mi, 5 dk mı o şekilde donmuş olduğumu bilmiyorum. Sonrasında saatin neredeyse gece yarısına geldiğini ve işimin de daha bitmediğini farkettim. Söylediğim gibi çok sıkışık bir dönemdi. Geceleri 2 ile 4 arasında eve gider, sabahları ise normal mesai saatinde tekrar çalışmaya başlardım. Tabi haftasonu da işe gelirdim. İşte o farkındalık anında ne kadar fazla çalıştığımı düşünürken kendi kendime ‘KENDİN İÇİN HAYATINDA HİÇ BU KADAR ÇALIŞMADIN’ dedim. O itiraf anının canımı ne kadar yaktığını size tam olarak  anlatabilmemin imkanı yok. İnanılmaz canım sıkılmıştı.  Bu durum ile ilgili Farrah Gray’in söylemiş olduğu ve benim de sonradan duyduğum;

               “Kendi hayallerini gerçekleştir! Yoksa, bir başkası seni kendi hayallerini gerçekleştirmek için tutacaktır.”

sözü,  benim o anki hislerime hem tercüman olmuştur hem de hayatımda yaptığım şeyleri daha iyi sorgulayabilmemi sağlamıştır.

            Yaşadığım o farkındalık anından sonra ne zaman benzer bir an yaşasam, yani beynim beni duraksatsa(puase tuşuna bassa), o anın beynim tarafından bana gönderilen, kendimi kontrol etmemin vaktinin geldiğini belirten bir mesaj olarak görürüm. Ve inanın yaşadığım o duraksama anlarından sonra içinde bulunduğum anları gözden geçirdiğimde, hep bilinçaltımda yer alan ve beni rahatsız eden şeylerle karşılaşmışımdır.

                   Bu anların sadece çalışırken başıma gelmediğini de eklemek istiyorum. Yaptığınız herhangi bir aktivitede de böyle anlar yaşayabiliyorsiniz. Önemli olan o anın farkında olmak ve o anda kendinizi gözlemlemek.

                    Kendimden örnek vermek gerekirse; televizyon seyrederken boş boş ekrana bakarken kendimi bulduğumda, o an televizyon izleyerek gereksiz vakit kaybettiğimin farkına vardım ve internet üzerinden satın aldığım kursa devam etmeye kendimi ikna ettim. Başka bir gün kalabalık bir arkadaş ortamında kendimi boş boş bakarken bulduğumda, aslında alışkanlıktan orada olduğumu ve orada olmak istemediğimin farkına vardım. Bilinçaltımda mutsuz olduğumun farkında olduğum o ortamda harcayacağım zamanı ailemle geçirmenin çok daha iyi bir alternatif olduğuna karar verdim.  Aynı şekilde Youtube da anlamsız videolar seyrederken buldum birçok kez kendimi. Hatta o kadar ilginç videolar izlerken buldum ki, o videoları nasıl açtığımı dahi hatırlamıyordum. Tabi hemen yine kendim için daha faydalı bir şey yapmayı seçtim. Kısaca artık bu duraksamaları boş bir dalgınlık olarak görmemeye başladım.

                  Ne zaman ki bu yaşadığım duraksamaları hayatım adına farkındalık yaratan anlar olarak kullanmaya başladım, hayatım yavaş yavaş pozitif yönde değişmeye başladı. Artık kendim için yapmak istediğim ve yıllardır ertelediğim şeyler ve ailem için daha fazla vakit bulabilmeye başladım. Başladığım yeni bir şeyi mesela bir kursa veya online bir dersi, eskiye nazaran daha kısa zamanda bitirebiliyorum. Ailem ile geçirdiğim zaman ve bu zamanın kalitesi de arttı. Ve  en önemlisi artık sadece doğru olduğunu düşündüğüm insanlara vakit ayırıyorum.

                    Sonuç olarak yıllardır gelmiş olan alışkanlıklarım artık hayatımı yönlendiren kesin çizgiler olmaktan çıktılar.

                 Hayatımda vakit ayırdığım şeyleri daha titizlikle seçebilmeye başladım.

            Yeni alışkanlığım ile birlikte hayatımda gerçekleşen bu değişimlerden ve etkilerinden ben çok memnunum. İlerleyen zaman ile birlikte bu alışkanlığımın, istediğim yaşantıya ulaşmam konusunda bana çok yardımının olacağından da eminim.

            Eğer siz de hayatınızda benim gibi duraksama anları yaşıyorsanız size tavsiyem o anları

hayatınızı gözden geçirmenizin zamanının geldiğini size anımsatan bir mesaj olarak kabul etmenizdir. O an ile birlikte şapkanızı önünüze koyup düşünmeli ve hayatınıza dair her konuda farkındalığınızı arttırmalısınız.

             İnanıyorum ki hayatımı ve kendimi tanımak  ve değiştirmek konusunda bana yardımcı olan bu teknik, benimle aynı hisleri yaşamış herkese de yardımcı olacaktır.       

             Bu yazıyı okuyan arkadaşlar, artık beyninizin size gönderdiği o boş mesajın taşıdığı derin anlamı biliyorsunuz. Beyninizin hayat karşısında sizlere sunduğu bu avantajı kullanmak da yine sizlerin ellerinde.

 

Yeni alışkanlığınızla birlikte hepinize sağlık,

huzur ve başarı dolu bir hayat diliyorum.

www.macronimbus.com

[email protected]

[email protected]

Ender DAĞDELEN

Dünya Çapında Araştırmacılara Ait Çalışmaları Okumak İsterseniz https://www.researchgate.net/profile/Ender_Dagdelen adresini Ziyaret Edebilirsiniz. Ana Sayfaya Dönmek İsterseniz De Aşağıdaki Tuşu Tıklayınız.

Herkese İyi Çalışmalar…

Soru ve Önerileriniz İçin;

[email protected]